Kariyerinde iki Türkiye Ralli Şampiyonluğu bulunan Ali Karacan, spordaki 50’nci yılını kutlayan Serdar Bostancı’yı Ralli Dünyası Dergisi’nin özel sayısında değerlendirirken, O’nu otomobil sporlarında bir duayen olarak gördüğünü söyledi. 50 yılın çok büyük bir kariyer olduğunu vurgulayan Ali Karacan, Serdar Bostancı’nın önünde 1 puan farkla şampiyonluğu nasıl kazandığını ve O’nun tepkisini ilk kez ve sadece Ralli Dünyası Dergisi’nin Serdar Bostancı 50.Yıl özel sayısı için anlatırken bir kez daha yaşadı. Sporda 50’nci Yılını kutlayan Serdar Bostancı’nın değil ülkemizde dünyada bile bir örneğinin daha olmadığını ileri süren AAli Karacan, 50 Yılın çok büyük bir kariyer olduğunu vurguladı…
Çok sevdiğim bir arkadaş. Aşağı yukarı aynı yıllarda başladık. En sevdiğim tarafı sürekliliği, ben de çok isterdim otomobil sporlarından kopmayayım ama şartlar, iş hayatı ve başka sorumluluklar izin vermedi, Serdar ise fiilen otomobil sporlarında yer aldı. Otomobil sporları hayatın en somut şeklidir. Otomobil sporlarında kazanırsın veya kaybedersin, çok nettir. Oysa hayat çok net değil, bazen kazanır gibi olursun ama kaybedersin veya kaybettiğini düşündüğünde kazanabilirsin. Bu anlamda sporun en sevdiğim tarafı çok somut ve neticeyi bu kadar net gösteren başka bir spor dalı olamaz. Sporda riskler alıyorsun, iş hayatında da elbette, sonuçta sporda ya ödül kazanıyorsun ya da kaybediyorsun. Bu açıdan Serdar’ı çok takdir ediyorum. Otomobil sporlarından kopmadığı gibi yeni insanlar kazandırdı. Uzun yıllar aynı sponsorlarla çalıştı, ki bu da çok önemli. Sponsorları memnun etti ki devam ettiler. Serdar’ı 50. Yılı için çok tebrik ediyorum. Bu performansının ve başarılarının devam etmesini diliyorum. Açıkçası bu konuda kendisini çok imreniyorum. Kutlama gecesinde kendim çok iyi hissettim. Çoğunu bildiğim hatıralar ve arabaları yeniden soluyarak o dünyanın bir parçası olduğunu hissettim, bu da beni çok iyi hissettirdi. Ben de iki kez Türkiye Ralli Şampiyonu olduğum için, o dünyayı iyi bilirim.
İlk ralli otomobilimi Serdar’dan almıştım. YC 782 Ford Sierra Cosworth’u Serdar hazırlamıştı. Bulgaristan’a, Romanya’ya gittik. Zamanın şartlarına göre iyi hazırlanmıştı. Sonra arabayı İngiltere’ye yolladım, baştan yaptırdım. Bir sürü netice aldık. İlk ralli tecrübemi grup B MG Metro’dan önce Sierra Cosworth ile yaptım. Sonra grupB’ler çıktı, grup B aldık. Sadece otomobil almadım, aynı zamanda mekaniğim oldu. Sonrasında rakibim oldu, arkadaşım oldu. Hayatımda her şekilde bir Serdar var oldu.
1991’de biz şampiyonada 3’ncü durumdaydık. İskender Atakan, Ali Bacıoğlu, iki Lancia ile yakın puanlarla rekabet içindeydiler. Bizim şampiyon olma şansımız ise neredeyse sıfıra yakındı. Olacak bir şey değil ama şansımıza ki o sabah içime doğdu sanki ve kopilotum Mustafa Güneş’e dedim ki, ‘biz şampiyon olacağız’. Gülmüştü, çünkü olacak şey değildi, sıfır ihtimaldi. Ama önce Ali Bacıoğlu yarış dışı kaldı. İstanbul civarında kısa bir ralliydi. Son etapta da İskender Atakan kaldı. Önemli bir arıza değildi, küçücük ve önemsiz bir parça nedeniyle. Fakat, Lancia’sı Bozhane’den Taksim’e gidemedi. Biz farkında değiliz ama onlar kalınca biz şampiyon olmuşuz. Kaçıncıyız bilmiyoruz, belki bir başkası arkadan gelip bizi geçmiştir diye düşünüyordum. Dolmabahçe stadının orada bir kontrol noktası vardı, orada durduk. Hiç unutmuyorum, Serdar benim önümdeki arabaydı. Durdum, baktım, Serdar iki karış suratla oturuyor. Yanına gittim, ‘ne oldu, niye üzgünsün?’ diye sordum. Eliyle ‘1’ işareti yaptı, ‘1 puanla beni geçtin’ dedi bana. 1 puan da şöyle, 650’ye 649 idi. Bu durum, inanılmaz bir hayal kırıklığı olmuştu O’na..
1991’de ikimizde aynı arabaları, Ford Sierra Cosworth’ları kullandık. O, BP idi, ben Ford Mobil. Rahmetli Mustafa Koç ile kurduğumuz takımdı. Serdar, daha çok Renç ile takılırdı. Renç Koçibey, Serdar Bostancı aynı ekoldüler. Zamanlarını daha çok sanayide geçirirlerdi, mekanikten geldikleri için otomobillerden çok iyi anlarlardı. Parçaları sürekli söker takar ve daha iyisini yapmak isterlerdi. Arkasından oğlu Murat yetişti. Pırıl pırıl bir genç..
O yıllar Renç Koçibey hep itiraz eder, protesto çekerdi. Serdar ise uyumluydu ve hep yarışa odaklıydı. İtirazlarla fazla ilgilenmezdi. Serdar’ın 50 yılı, sadece sporcu olarak değil, bütün olarak otomobil sporlarında bir duayen olarak görüyorum. Sporcu olmadığı yıllarda da spordan kopmayıp yeni sporcular yetiştirmesi, yarış takımı yönetmesi, ki bunlar da en az yarışmak kadar önemli, hepsine bir bütün olarak baktığında 50 yıl çok büyük bir kariyer. Değil Türkiye’de, dünyada bile çok örneği bulunduğunu sanmıyorum. Benim Serdar’la aramızda tatlı rekabet vardı, hep. 1991’de kazandığı o yarış sonrasında 1 puanla şampiyon olamamasına çok üzülmüştü. Ben 1 sıra geride finiş görsem, Serdar şampiyon olacaktı. | 12 Şubat 2025 : 16.00
Bir yanıt bırakın